Skip to main content
SUSKUNLUK SANATI

Search This Blog

bysuskunsanat suslunluk sanatı October 09, 2020
  • Get link
  • Facebook
  • X
  • Pinterest
  • Email
  • Other Apps


 

Edebiyat Fotoğraf günlükten alıntılar
  • Get link
  • Facebook
  • X
  • Pinterest
  • Email
  • Other Apps

Popular Posts

Dönemin Bitmesine Bir Hafta Kala

Kendimi sahile attım. Kulaklığım, ben ve deniz... Kalabalığın içinde sahip olduğum bütün dünya bundan ibaretti. Bir köşeye çöktüğümde ellerimle ayaklarımın titremesini durduramıyordum. Güçlükle ayağa kalkıp kumsala indim, sırtüstü uzandım ve kulaklığımı çıkardım. Dalgaların sesi, içimde birbirine çarpan düşüncelerden daha sakindi. Ağlamamak için derin nefesler aldım; her nefeste biraz daha dayanacağımı sandım. Oysa gözyaşlarım ne zaman aktı, fark etmedim. Teyzemin avucuma sıkıştırdığı kağıt ıslanana kadar da fark etmeyecektim. Kağıdı yeniden açtım. Mürekkep suya karışmış, harfler birbirinin içine geçmişti. Elimde artık okunması güç, sıradan bir kağıt parçası vardı. Ne anlattığını bilmiyordum; yalnızca ailemin yıllardır konuşmadığı bir geçmişe ait olduğunu hissediyordum. Kağıtta yalnızca birkaç satır vardı. Bazı kelimeler suyla dağılmış, geriye yarım bir soyadı, eski bir tarih ve tanımadığım bir hastanenin adı kalmıştı. Teyzem, yıllardır sakladığı bu parçayı artık benim taşımam gerektiğ...
Image

EXISTENCE, FREEDOM, AND THE CAGED BIRD

"Who am I? Who are you? Who are we?" These questions are among the most fundamental inquiries into human existence. From the moment we are born, we strive to build an identity and find a sense of belonging. But does the world truly offer us this identity and belonging, or do we merely accept what it gives us? Sometimes, we feel lost in a place where we are unsure if we even belong. The wind brushes against our faces, the roads stretch endlessly, yet we still stand uncertain of our direction. Where is the light? Which path will truly lead us to freedom? The world we live in claims to offer endless possibilities, yet in reality, it may be trapping us within invisible walls. We were not born to worship the world. However, without realizing it, we begin to perceive it as a sacred authority. Money, status, success, and the desire for social acceptance take center stage in our lives. But if we came here to truly live, why do we allow the universe to treat us like slaves...

4. Aziz Paul Yolu: Torosların Vahşi Sırtlarında Dağlık Bir Hac Rotası

  Aziz Paul Yolu’nda deniz kıyısından Torosların yüksek geçitlerine doğru yürümek, yalnızca yükselti kazanmak değil, dünyanın sesini geride bırakmak gibidir. Perge ya da Aspendos’un sıcak taşları arasında başlayan yol, önce makiliklerden ve akarsu vadilerinden geçer; ardından kanyonların gölgesine, sedir ve çam ormanlarının serinliğine, kayalık sırtların açık rüzgârına çıkar. Yaklaşık 500 kilometrelik rota, Havari Pavlus’un Anadolu’daki ilk misyonerlik yolculuğundan esinlenerek Antalya kıyılarını Eğirdir Gölü’ne ve Yalvaç’taki Pisidia Antiokheia’ya bağlar. Ancak bu tarihsel çerçeve yürüyüş sırasında soyut bir bilgi olarak kalmaz: Roma yollarına basar, antik kentlerin boş sütunları arasından geçer, dağ köylerinde yüzyıllardır kullanılan patikaları izlersiniz. Her gün, kıyının sıcak ve parlak dünyasından daha serin, daha tenha ve daha sert bir coğrafyaya doğru ilerlediğinizi bedeninizde hissedersiniz. Köprülü Kanyon çevresinde suyun sesi daha patikaya varmadan duyulur. Derin yarıkl...

3. Frig Yolu: Vadilerin Sessizliğinde Kaya Anıtlarının İzinde

Deniz kıyılarının mavisinden uzaklaşıp İç Anadolu’nun geniş göğü altına çıktığınızda Frig Yolu sizi gösterişli bir başlangıçla değil, yavaş yavaş derinleşen bir sessizlikle karşılar. Ufukta alçak tepeler, sarıdan pas rengine dönen bozkır, rüzgârın biçimlendirdiği tüf kayalar ve köylerin arasına serpilmiş çam kümeleri uzanır. İlk adımlarda yalnızca sakin bir kır yolunda yürüdüğünüzü düşünebilirsiniz; fakat patika bir vadinin içine kıvrıldığında kayalara oyulmuş odalar, mezarlar, sunaklar ve taş duvarlarda beliren geometrik cepheler görünmeye başlar. Ankara, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya’ya yayılan yaklaşık 506 kilometrelik rota, Friglerin dünyasını tek bir çizgi hâlinde değil, üç ayrı koldan yaklaşarak anlatır. Bu kollar sonunda Yazılıkaya’da, yani Midas Kenti’nde birleşir. Böylece yürüyüş, yalnızca coğrafi bir geçiş değil; bozkırın içinden geçmişe doğru açılan yavaş ve sessiz bir yolculuğa dönüşür. Sabahın erken saatlerinde vadiler serindir. Toprak gece nemini henüz kaybetmemişt...

Kendi İçindeki Ateş: Kayboluşlardan Küllerine Doğmak

​ Hayat, planlarımız ile bize sundukları o öngörülemez çizgi arasında sessizce akıp gider. Biz ne kadar yarını düzenlemeye, kontrolü elimizde tutmaya çalışırsak çalışalım, evrenin kendi rüzgarı vardır. Ve bazen her şey en umulmadık anda sarsılır. Ansızın gelir ve gider bazı acılar, üzüntüler, yok oluşlar... Davetsiz bir misafir gibi kapımızı çalarlar; hazırlıksız yakalanırız. Ne zaman hayatın düzlüğe çıktığına, fırtınanın dindiğine inanırız, işte o an dengemiz altüst olur. Ama işin en tuhaf, en paradoksal yanı şudur ki; ansızın gelir çoğu mutluluklar.. Hayat, zıtlıkların omuz omuza verdiği muazzam bir dengedir; karanlık olmadan aydınlığın, kaybetmeden bulmanın kıymeti anlaşılmaz.  İçsel fırtınaların en şiddetlisi, dışarıdan en sakin görünen anlarda kopar. Derinden gelen çöküşler, ruhun en kuytu köşelerinde yankılanan o sessiz serzenişler... O anlarda kelimeler boğazına düğümlenir. Bağırmak istersin, dünyaya hıncını, kırgınlığını kusmak istersin; ama sesin çıkmaz, bağırmazsın. Her ş...
Powered by Blogger
Blogda yer alan yazıların her hakkı yazarına aittir.İzin alınmadan hiçbir şekilde kullanılamaz..