Hareket Halinde Denge: Değişimin Ritmi ve Yeniden Doğuş


Denge, sanıldığı gibi durağan bir nokta ya da ulaşıldığında sabit kalınacak bir mertebe değil, her an yeniden kurulan bir akıştır. Tıpkı bir bisiklet üzerinde yol almak gibi; durduğunuz ve hareket etmeyi bıraktığınız an devrilirsiniz. Dengeyi ancak pedal çevirirken, yani hayatın akışına uyum sağlarken koruyabilirsiniz. İlişkiler ve yaşam da tam olarak böyledir; yıllar geçer, ihtiyaçlar başkalaşır, insanlar evrilir ve ruhsal kapasiteler genişler. Eğer geçmişteki bir denge noktasına, artık geçerliliği kalmamış eski bir alışkanlığa tutunmaya çalışırsanız, bugünün rüzgarı sizi alaşağı eder. Çoğu zaman dengemizi bozan asıl şey, değişimin kendisine direnmek ve artık bize hizmet etmeyen, bizi beslemeyen eski kalıplara sarılmaktır. Oysa ruhsal sistemimiz, tıpkı bedensel bağışıklık sistemimiz gibi, büyük sarsıntılardan sonra kendini onarma ve daha gelişmiş bir denge kurma potansiyeline sahiptir. "Neden dengem bozuldu?" diye hayıflanarak geçmişe bakmak yerine, "Bu sarsıntı bana hangi zayıf noktamı, hangi ihmal ettiğim ihtiyacımı gösteriyor?" diye sormak, gerçek iyileşmenin kapısını aralar. Bazen dengeyi yeniden inşa etmek için biraz yavaşlamak ve sessizliğe gömülmek, bazen hayatın akış yönünü tamamen değiştirmek, bazen de yolda size yük olan yol arkadaşlarıyla vedalaşmak gerekir. Kendi iç sesinizi, dış dünyanın gürültüsünden ayırıp duymaya başladığınızda, o karmaşa diner ve beklenen huzurlu akış başlar. Unutmayın; dünya dönmeye, mevsimler değişmeye devam ediyor. Siz kendi merkezinizde sağlam ve esnek durduğunuz sürece, hiçbir fırtına sizi yolunuzdan koparamaz. Denge bozulduğunda her şey dağılmış gibi görünebilir, ancak o dağınıklık aslında daha sağlam bir yapının kurulması için gereken boşluktur. Yeniden kurulan dengeyle her şey, olması gerektiği gibi en saf ve berrak haliyle akmaya başlar.