Filmlerdeki gibi sandık biz aşkı, masallardaki beyaz atlı
prensi ya da kül kedisini bekledik. Mutlu bir masal yazacaktık. Ya da bir
filmin senaryosunu yazıp o filimde ki mutlu çifti oynayacaktık. Olmadı.
Büyüdük. Gerçek olanı gördük. Masallarla geçen çocukluğumuzdaki masumiyetin
olmadığının farkına vardık. Bu kez mutlu bitmedi masal. Film oynanmadan senaryo
yarım bırakıldı. Hep üzülen taraf olduk. Mutlu olanları kıskandık belki de.
Yarım bırakılanların hiç bir zaman tamamlanamayacağı kurgusuna kapıldık. Giden
geri gelir sandık. Giden geri geldi de ama bizi bıraktığı gibi bulamadı,
değişmiştik. Umutla yaşamayı öğrendik ve de yaşadık. Çünkü bize göre değildi
umutsuzca yaşamak. Umutsuzluğa kapılmadık. Güldük, ağlarken bile gülmeyi
başaran taraf olduk. Ama eksiktik, sol yanımız yoktu. Fark ettirmemeğe çalıştık
bu yüzden hep kendimizi kandırdık. Biz kim miydik yarım kalanlar, yarım
bırakılanlardık. Tamamlanması gereken senaryonun oyuncularıydık. Baştan
yazılması gereken masalın yazarı. Umuttuk, umut verendik..