Evet yaralı bir kalbim var benim. Ama ben bu yarayı başkaları iyileştirsin diye kapı kapı dolaşmayı seçmedim. Belki de en büyük hatam buydu. Köşeme çekilmeyi seçtim. Çünkü rahattım böyle. Kafamda cevabını aramakta ısrar ettiğim deli sorular yoktu. Geceleri uykusuz kaldığımda kitap okurdum. Altını çizerdim. Ya da müzik dinlerdim. Bir müziği ardı ardına defalarca dinlerdim. Yapacak bir şey bulurdum illa ki. Aval aval tavana bakmazdım. Tavanın boyası gelmiş anne demezdim mesela. Çikolata yerdim. Krizlerim vardı benimde. Başımı her yastığa koyduğumda düşüncelere boğulup uymaya alışmıştım ben. Kendimle konuşur kendimle dertleşirdim. Başkalarından daha iyi tanırdım kendimi. Ağladığım bitmek bilmeyen kap karanlık geceler de sessiz köşemde rahattım ben. Elleşmeyin bana demeyi seviyordum. Dalga geçenlere cevabım yoktu. Gereksizdi çünkü. Soruları mantıksızdı. Vereceğim cevaplar onların mantık sınırını da aşardı. İnsanları tanımak da daha kolaydı artık. Net olmayı öğrendim bu sayede. Onların yanlışlarını ve doğrularını yüzüne vurmayı da öğrendim. Çünkü bu hayat bana acımamıştı ben de kimseye acımayacaktım. Hep böyleydim ben. Kendimi böyle bildim. Ya da böyle bilmek istedim. Benim dünyamda sevgi vardı. Benim dünyamda güven vardı. Sonsuza kadar bir şeylere inanmak vardı. Var olmak vardı. Başarmak vardı. Hayaller vardı. Gerçekleşmesi mümkün olan hayaller gerçekleşirdi burada. Mutlu olmak vardı. Mutsuzken siktirip edip daima gülümsemek vardı. Ama benim ütopyam da insanların canını yakan o lanet şeylere yer yoktu. Her şey benim istediğim gibi olacaktı çünkü burası benim dünyamdı. Kendim olmak istediğim kendim olduğum tek yer burasıydı. Benim ütopyam bana ait olan tek şeydi.