Kendini bulmak nasıl başlar, hiç düşündün mü? Uzaklara
giderek mi, her şeyi geride bırakarak mı, yoksa bir gece herkes sustuğunda
kendi kalbinin sesini dinleyerek mi? Belki de yolculuk tam orada başlar:
Kimseye anlatamadığın o kırgınlığın içinde, aynaya bakıp “Ben ne zaman
kendimden bu kadar uzaklaştım?” diye sorduğun anda… Cevabı bulamayabilirsin.
Ama üzülme. Çünkü bazen insanın kendine dönmesi için önce kaybolduğunu kabul
etmesi gerekir.
Peki sen en çok ne zaman yoruldun, kayboldun, kendinden
bu denli uzaklaştın? Sevilmek için
sustuğunda mı, kalman istenirken gitmek istediğinde mi, yoksa hiç gitmeyecek
sandığın biri ansızın hayatından çıktığında mı? Belki de hepsinde biraz
eksildin. Başkalarının seni sevmesi için kendinden vazgeçtin, anlaşılmak uğruna
gerçek duygularını sakladın. Oysa sen, sessiz kaldığında daha değerli olmadın;
yalnızca kendi sesini biraz daha uzağa bıraktın. Şimdi o sesi yeniden duyma
zamanı. Şimdi tekrarla “Hislerim yük değil, sesim önemli. Ben şuan da olduğum halimle
değerliyim.”
Kayboluşundan, acılarından hatta yok oluşundan beslen.
Kaybettiğini sandığın insanlar hayatından gidince ilk aklına ilk gelen soru
nedir? “Neden tün bu olanları yaşadım?, Neden yetmedim?” ya da “Beni neden
sevmedi?” mi? Hayır hiçbiri. Birinin seni seçmemesi, senin sevgiyi hak
etmediğin anlamına gelmez. Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize
hangi yarayı hala taşıdığımızı, hangi döngü de tekrar tekrar yaşadığımızı
göstermek için gelir. Canın yanar, çünkü yalnızca birini değil; onunla kurduğun
ihtimalleri, hayalleri ve olduğuna inandığın geleceği de kaybedersin. Fakat
kalbinin kırılması, sevgiden mahrum kaldığını değil, derinden sevebildiğini
gösterir.
Öyleyse acını hemen susturmaya çalışma. Ağlamak istiyorsan
ağla. Özlediğini inkar etme. “Bitti” demekle bitmeyen şeylerin olduğunu kabul
et. İyileşmek, hiç yaşanmamış gibi yapmak değil; yaşananların içinden kendini
incitmeden geçebilmektir. Bugün hala canın yanıyorsa bu, hep böyle kalacağı
anlamına da gelmez. Kendine zaman ver. Kalbine şunu hatırlat: “Bu acı benim
sonum değil, iyileşiyorum. Her gün kendime biraz daha yaklaşıyorum.”
Ve de vazgeçme. Gerçekten sevmekten, var olmaktan. Aşkı
aramaktan. Peki gerçek aşk nerede? Seni bekleyen kusursuz bir insanda mı, bir
tesadüfün içinde mi, yoksa kalabalık bir şehirde yollarınızın kesişeceği o anda
mı? Belki gerçek aşk bunların hiçbirinde tek başına değildir. Gerçek aşk önce,
kendini terk etmediğin yerde başlar. Yalnız kaldığında kendine sarılabildiğin,
hataların yüzünden kendini cezalandırmadığın, birinin sevgisini kazanmak için
küçülmediğin yerde… Çünkü sen kendi kalbine ev olamadığında, başkasının sevgisi
sana yalnızca kısa süreli bir sığınak olur.
Gerçek aşk sana kendini sürekli sorgulatır mı? Sevildiğinden
emin olmak için her gün yeni bir işaret aratır mı? Hayır. Gerçek aşk kusursuz
değildir ama güvenlidir. Seni susturmaz, küçültmez, olduğundan başka biri
olmaya zorlamaz. Yanında kalmak için ruhundan parçalar vermeni istemez. Aksine,
sana kendi sesini daha açık duyurur. Birlikte yürürken birbirinize
yaslanırsınız ama birbirinizin yerine geçmezsiniz. Çünkü gerçek sevgi iki yarım
insanın birbirini tamamlaması değil, kendi bütünlüğünü koruyan iki insanın aynı
yolu isteyerek paylaşmasıdır.
Şimdi kendine sor: “Ben, beni seviyor muyum?” Cevabın
tereddütlüyse korkma. Kendini sevmek de öğrenilir. Sınır koyarak, yorulduğunda
dinlenerek, sana iyi gelmeyen yerlerden ayrılarak, geçmişteki haline şefkatle
bakarak öğrenilir. Her sabah kendine yeniden dön ve söyle: “Ben sevgiyi hak
ediyorum. Ben olduğum halimle yeterliyim. Geçmişim beni eksiltmiyor. Kalbimi
koruyabilir, yine de sevebilirim. Birinin gidişi benim değerimi götüremez.”
Ve güzel insan canım kendim bir gün fark edeceksin: Bunca
zaman aşkı ararken aslında hep kendine doğru yürümüşsün. Seni yaralayanlar,
seni terk edenler, yarım kalan hikayeler… Hiçbiri sevgiyi senden alıp
götürmemiş. Yalnızca sana, sevgiyi yanlış kapılarda beklediğini göstermiş. O
kapılardan dönerken biraz ağladın, biraz kırıldın, belki kendine bile küstün.
Ama yine de içindeki ışık sönmedi. Çünkü senin sevme gücün, bir başkasının
kalıp kalmamasından daha büyüktü.
Öyleyse gerçek aşk nerede diye yeniden sorarsan, cevabı
şudur: Önce senin kendine uzattığın elde, sonra o eli incitmeden tutabilen
kişide. Gerçek aşk seni kurtarmaya gelmez; sen kendini kurtarırken yanında
yürür. Yaralarını yok etmez, onlara dokunurken canını acıtmamayı öğrenir. Ve
sen, artık sevgiyi bir eksikliği kapatmak için değil, içinde büyüttüğün ışığı
paylaşmak için seçersin. Unutma: Sen sevilmeye layıksın. Sen yeniden
başlayabilirsin. Senin kalbin, yaşadığı bütün acılara rağmen hala güzel şeylere
inanabilecek kadar güçlü. Belki de en gerçek aşk, önce kendini bırakmamaya söz
vermen; sonra bu söze saygı duyan biriyle karşılaşmandır.