'' Before Sunset '' (2004) : Ertelenmiş Hayatların ve Kaçırılan İhtimallerin İzinde





Viyana tren istasyonunun peronunda birbirlerine verdikleri o meşhur sözün üzerinden tam dokuz koca yıl geçmiştir. Telefon numarası almadan, adres bırakmadan, saf bir inançla "Altı ay sonra tam burada buluşacağız" diyerek ayrılan Jesse ve Céline, hayatın acımasız gerçeklerine çarpıp savrulmuştur. Yönetmen koltuğunda Richard Linklater’ın oturduğu, senaryosunu ise başrol oyuncuları Ethan Hawke ve Julie Delpy ile birlikte kaleme aldığı 2004 yapımı Before Sunset, sinema tarihinin en yoğun, en nefes kesici ve zamanla en amansız yarışını sunar.


  • Yönetmen: Richard Linklater

  • Senaryo: Richard Linklater, Julie Delpy, Ethan Hawke, Kim Krizan

  • Oyuncular: Ethan Hawke (Jesse), Julie Delpy (Céline)

  • Vizyon Yılı: 2004

  • Tür: Romantik, Dram

  • Süre: 1 saat 20 dakika



Hikaye, Paris’in simge mekanlarından biri olan tarihi Shakespeare and Company kitapçısında açılır. Jesse, o büyülü Viyana gecesini satır satır anlattığı This Time isimli bir roman yazmış, turnenin son ayağında gazetecilerin sorularını yanıtlarken gözlerini kaldırır ve rafların arasından ona gülümseyen Céline’i görür. Jesse’nin New York uçağının kalkmasına yalnızca 80 dakika vardır ve film, karakterlerin yürüyüş temposunu seyirciyle birebir eşitleyen kusursuz bir gerçek zamanlı (real-time) anlatıya adım atar.




İlk dakikalar, dokuz yıllık ayrılığın getirdiği temkinli bir mesafeyle başlar. Havadan sudan, iş hayatından, çevre sorunlarından bahsederler; fakat adımlar Paris sokaklarında derinleştikçe o kibar maskeler yavaş yavaş düşer. Jesse o altı ay sonraki randevu için Viyana'ya gittiğini, peronda saatlerce beklediğini itiraf eder. Céline ise büyükannesinin ani vefatı nedeniyle gelememiştir. Bu gerçek, geçen koca bir dokuz yılın ve kaçırılan ihtimallerin ağırlığını birdenbire ikisinin de omuzlarına yükler.

Sokaklardan Seine Nehri'ndeki tekneye, oradan da havaalanına doğru giden arabanın arka koltuğuna geçtikçe sohbetin tonu derinleşir; hayal kırıklıkları, sevgisiz evlilikler ve hayatın getirdiği yorgunluklar yüzeye çıkar. Arka koltukta Céline’in gözyaşları içinde o geceden sonra kimseye gerçekten bağlanamadığını haykırdığı an ve Jesse'nin uzanıp saçına dokunmakla dokunmamak arasında kaldığı o titrek an, filmin duygusal yükünü zirveye taşır.



Zaman tükenirken Céline’in dairesine çıkarlar; gitarıyla çaldığı o küçük vals ve ardından çalan Nina Simone plağının ritminde Céline dans ederken Jesse onu büyülenmiş gibi izler.

Céline’in "Bebeğim, o uçağı kaçıracaksın" fısıltısına Jesse’nin "Biliyorum" yanıtı, dokuz yıldır ertelenen hayatın tam o anda başladığının en zarif ilanı olur.

 

"O geceyi bir kitap haline getirdim. Neden biliyor musun? Çünkü bir gün dünyayı dolaşırken bir kitapçıda oturacağımı ve içeri senin gireceğini hayal ettim. İşte buradasın..."

Jesse 


"Bazen geçmişin bir hayalet gibi peşimden geldiğini hissediyorum. Hiç yaşanmamış olan anlar, yaşanmış olanlardan çok daha fazla acıtıyor."

Jesse

"Gençken herkesle bir bağ kurabileceğini, dünyada o kadar çok insan olduğunu sanıyorsun. Yaşlandıkça anlıyorsun ki, o gerçek ruh bağı insanın karşısına sadece bir ya da iki kez çıkıyor. Sen onu kaçırdığında da geriye sadece boşluk kalıyor."

Céline




"O gece Viyana'da tren peronunda kalbimin bir parçasını unuttum. O günden sonra kiminle birlikte olduysam hep bir şeyler eksikti. Sanki bir başkasıyla olabilme yeteneğimi o trende bıraktım."

Céline

 

Before Sunset, ilk filmin o taze ve umut dolu gençlik sarhoşluğunu alıp, onu 30'lu yaşların hüzünlü ve gerçekçi olgunluğuna dönüştürür. Zamanın acımasızlığına karşı koyamayan ama birbirlerinin gözlerine baktıkları anda yeniden o tren kompartımanındaki 23 yaşındaki çocuklara dönüşen iki insanın, kaçırdıkları hayata verdikleri en zarif ikinci şanstır.