Kendine Yerleşmek

 

İnsanın kendini bilmesiyle başlayan o büyük uyanış, aslında bitiş çizgisi değil; ruhun kendi evine taşınma hikayesinin ilk adımıdır. Aynadaki o yabancıyla tanıştıktan, "Ben varım" dedikten sonra asıl mesele başlar: Bulduğun o insanın içinde sükunetle ikamet edebilmek. 

Çoğu zaman kendi iç dünyamızın kapısında bir misafir gibi çekinerek bekleriz; oysa asıl mucize, kendi yalnızlığının tam ortasına bağdaş kurup oturabildiğinde filizlenir. Kendi sesinin yankısından korkmadığında, zihnin o gürültülü pazar yeri susar ve geriye sadece senin saf, duru ritmin kalır. Kendine yerleşmek, dışarıdaki fırtınanın ortasında bile sığınılacak en güvenli limanı göğüs kafesinde taşıdığını fark etmektir.

Bu farkındalık yerli yerine oturduğunda, dünyayla ve başkalarıyla kurduğun bağların çehresi de değişir. Artık sevgiyi bir "eksiklik" duygusuyla, bir boşluğu yamamak için aramazsın. Birine duyduğun muhtaçlık bittiğinde, ona sunduğun sevgi de özgürleşir. İnsan, kendi tamlığına ikna olduğunda, karşısındakini bir kurtarıcı değil, bu uçsuz bucaksız yolculukta bir yol arkadaşı olarak görmeye başlar. 

Kendi ışığında gölgelenmeyi öğrenen bir ruh için, bir başkasının varlığı artık bir mecburiyet değil, hayatın sunduğu en zarif hediyedir. Kendini sevmek; sadece parlayan yanlarını kutlamak değil, o iyileşmemiş yaralarınla, çocuksu korkularınla ve kimselere fısıldayamadığın zayıflıklarınla el sıkışabilmektir. Tıpkı kırılan yerleri altınla birleştiren o kadim sanat gibi, sen de hatalarınla eksilmediğini, aksine o yaşanmışlıkların dikiş izleriyle daha kıymetli bir bütüne dönüştüğünü anlarsın.

Nihayetinde, aşkı ve anlamı dışarıdaki yollarda, yabancı şehirlerde ya da başkasının iki dudağı arasında ararken gelip çarptığın yer yine kendi özündür. Hayatın getirdiği tüm belirsizliklerin içinde sarsılmaz bir güvenle durabilmek, "Neden?" sorusunu "Bu bana ne anlatıyor?" merakına dönüştürebilmekle mümkündür. Kendi hikayeni yazarken kalemi eline aldığın o an, en büyük aşkın aslında insanın kendiyle barışabilmesi olduğunu görürsün. Başını yastığa koyduğunda duyduğun o huzurlu sessizlik, bir başkasının onayına ihtiyaç duymadan "Yeterliyim" diyebilmenin zaferidir. 

Çünkü sen, bu hayatta en çok kendine lazımsın ve kendi ruhuna dokunabildiğin kadar varsın.