Dengenin Koruyucusu: Ruhsal Sınırlar ve Öz-Merkezleme


 İlişkilerde dengenin bozulması, tıpkı iç kulaktaki kristallerin yerinden oynaması gibi hayatı kontrol edilemez bir baş dönmesine çevirir demiştik. Peki, bu sarsıntıyı durduracak ve bizi yeniden ayağa kaldıracak olan mekanizma nedir? Vücudumuzdaki eklemlerin ve kasların ani darbeleri emen biyolojik yapısı gibi, psikolojik dünyamızda da bu görevi "sınırlar" üstlenir. Sınır dediğimiz kavram, karşı tarafa çekilen soğuk ve aşılmaz bir duvar değil; tam aksine kendi ruhsal alanımızı koruyan, esnek ama sarsılmaz bir kalkandır. Bir ilişkide "hayır" diyemediğiniz, kendi değerlerinizden ödün verdiğiniz her an, aslında kendi dengenizden bir parça koparıp karşı tarafın dengesizliğini beslersiniz. Bu durum, bir tarafın sürekli ağırlık merkezini kaybetmesine, diğer tarafın ise o ağırlığın altında ezilmesine yol açar. Sağlıklı bir ilişkide denge, her iki tarafın da kendi ağırlık merkezini tek başına koruyabilmesiyle mümkündür. Bir başkasına aşırı yaslanarak ayakta kalmaya çalışmak, fırtınalı bir denizde birbirine sıkıca tutunan iki insanın durumuna benzer; dalga birini sendelettiğinde diğeri de kaçınılmaz olarak denize düşer. Unutmayın ki sürekli "iyileştiren", "idare eden" veya "her şeyi alttan alan" taraf olmak, partnerinizin kendi sorumluluğunu almasına engel olurken sizi de ruhsal bir tükenmişliğe sürükler. Gerçek denge, iki eksik parçanın birbirini yamaması değil; iki tam ve özgür bireyin aynı ritimde, yan yana yürüme kararıdır. Kendi merkezinizde dik durmayı başardığınızda, dışarıdan gelen hiçbir sarsıntı sizi deviremez; sadece esnetir ve her esneme sizi daha dirençli bir ruh haline ulaştırır.